YENİLİKLERDEN HABERDAR OLUN :

  • Twitter
  • Facebook

Küreselleşme


  • 01.03.2010

    Küresel sözcüğünün ilk kullanılmaya başlanması 400 yıl öncesine kadar gider. Küreselleşme kelimesinin ortaya çıkma ve kullanılmaya başlama tarihi 1960’lı yıllardır.

    Küreselleşme konusunda önemli kitapları olan Malcom Waters’a göre; ‘‘Coğrafyanın toplumsal ve kültürel düzenlemelere dayattığı kısıtlamaların azaldığı, insanların bu azalmayı giderek daha çok fark etmeye başladığı toplumsal bir süreçtir.’’ Ve küreselleşme dünyayı bütünleşmiş tek bir pazar haline getirmiştir. 

    Toplumsal yaşamı da yönlendiren küreselleşme öncelikle ekonomik bir kavram, gelişme ve süreçtir. Teknolojik bir devrimin sonucu karşımıza çıkmıştır. Bu devrim, ’’İletişim ve Bilişim Devrimidir.’’ Telefon ve bilgisayar teknolojilerinin birlikte gelişmeleri sonucu hız kazanmıştır. 

    Küreselleşmenin teknolojik, ekonomik, kültürel ve siyasi boyutları vardır. Küreselleşmede özellikle coğrafi sınırların aşılabilmesini sağlayan teknoloji, çok belirleyicidir. T.V. medya, kültürel akımlar, bilgi ve görüntülemedeki gelişmeler küreselleşmeyi belirler. Bunların nasıl kullanılacağı ise insanın hür iradesinde, inancında, kültürel düzeyinde tayin edilir. Gönül ister ki, küreselleşme konusunda da insancıl amaçlar, insan mutluluğu, refahı ön plana alınsın. 

    ….Ülkelerin kendilerine özgü koşullarının hesaba katılmadığı, milli ekonomilerin ve o ülkedeki ihtiyaçların değil de, ihracatta rekabet edebilecek sektörlerin öne çıkarıldığı bu sistem çok yıkıcı sorunlar doğurmakta. Çok uluslu şirketler, gelişen teknoloji desteğiyle, emek ve hammaddenin bol ve ucuz olduğu ülkelerde üretim yapmak için büyük bir iştah içindeler. Dünya pazarlarında ucuz emek ve ucuz hammaddeyle rekabet etme isteği, milli ekonomileri kenar mahalle piyasasına dönüştürme riskini beraberinde getiriyor. 
    Rekabet edebilmek için maliyetin en aza indirilmesi şartı; bir yandan sendikalaşmış, işçi hak ve özgürlüklerinin belli bir seviyeye geldiği işyerlerinin kapısına kilit vurmaya zorlarken, diğer yandan işsizlik ve sendikasızlaşma gibi büyük bir toplumsal patlama riskiyle de baş başa bırakmaktadır. Bu tehlikeli gidiş durdurulmalıdır. 

    Kısacası eşitsizlik, sadece uluslararası arenada değil aynı zamanda ulusların kendi içlerinde de hızla artmaktadır. 1993 yılında dünya genelinde elde edilen 23 trilyon dolar milli gelirin 18 trilyon dolarını, yani dörtte üçünü dünya nüfusunun beşte birine sahip gelişmiş ülkeler üretti. Az gelişmiş ülkeler ise ancak beş trilyon dolarlık üretimde bulunabilmişlerdir…’ 

    Konu dünyanın üzerinde ivedilikle durmalıdır. En kısa zamanda asgari müşterekler üzerinde bir mutabakat sağlanmalıdır. Küreselleşme ile birlikte dünya barışı da gündeme getirilmeli. Bir ülke kalkacak yok yere bir başka ülkeyi parçalayacak ve milyonlarca insanı yok edecek, ülkeyi kaosa sürükleyecek… Daha sonra ise, yanlış istihbarat aldık diyecek ve hatta özür bile dilemeyecek. Başka hiç bir ülke de hesap sormayacak veya sormak istemeyecek. Bunu hiçbir adil felsefe veya din veya manevi öğreti kabul edemez. Kendi ülkesinde bile huzuru sağlayamayan güçler, biz dahil başka ülkelerin içişlerine karışması, insanları birbirlerine düşürmesi aslında çok önemli ve vahim bir sonuçtur. 
    Dünya ülkeleri birleşip, ‘’Gel bakalım hesap ver’’ diyemiyor. 
    Dünyanın yaşadığı son ekonomik kriz tüm ülkeleri az ya da çok sarsmıştır. Dünyanın ekonomik düzeninin dengesi tümüyle bozulmuştur. Böyle gider ve daha sık aralıklarla bu kriz tekrarlarsa, dünün zengin devletleri zor duruma düşecektir. Açıkçası daha da canavarlaşacaklar. 

    Dünya öncelikli olarak bu gidişin önünü almalıdır. Ve küreselleşmenin kelime olarak anlamının mevcut düzeni yeterince anlatamadığına inanıyorum. Dilim varmıyor ama zaman zaman ben bu düzene ‘’Vahşileşme’’ diyorum…