Makaleler


  • Akıl nedir? Gönül nedir?

    01/07/2016

    Her ikisi de elle tutulmaz, gözle görülmez olsa da, varlığına yüzde yüz inandığımız ve yaşamımıza yön veren iki temel kavramdır akıl ve gönül!.. İnsanlığı asırlardır meşgul eden, haklarında sonsuz düşünceler üretilmiş, sayısız yazı yazılmış iki kavram, hayati önem taşıyan iki merkez...

    Kimi filozoflara göre akıl, “vahiy, inanç, sezgi, duygu, algı ve deneyden farklı olarak, salt insana özgü olan bilme yetisi, doğru düşünme, hüküm verme ve kavram oluşturma gücüdür.

    Akıl bize yol gösterir. Onunla doğru ile yanlışın, gerçek ile yalanın ayırımını yaparız. Aklı kullanarak bir konuda düşünce yürütür, konuşur, tartışır, analiz yapar ve sonuç çıkarırız. Aklın gıdası, başkalarının tecrübelerinden yararlanmak, okumak, bilgi edinmektir.

    Akıl insanlar arasındaki iletişim ve anlaşmanın tek nesnel yoludur ve düşünce sürecini yöneten, ışık tutan kavramlar ve bilgiler vasıtasıyla çalışan yetenektir.

    Akıl, her bilgiyi alan, gelişmek için var edilmiş en kıymetli özelliğimizdir. Düşünmesini bilen bir akıla sahip olmak büyük bir lütuftur. İnsanlık için yaşamı kolaylaştıran en hayırlı şeyleri “Düşünenler” bulmuşlardır. Önündeki engeller ise öfke, kin, bencillik gibi olumsuz insani özelliklerdir.

    Hz. Muhammed, “İnsanlara akılları nispetinde konuşun,” demiştir. Mevlana’nın “Anlayana anlatmazsan zulmedersin. Anlamayana anlatırsan yine zulmedersin,” deyişi de akıl üzerine pek çok düşünceyi içinde barındırır.

    Gönül ise güzelliğin, sevginin ve Tanrı’nın algılandığı bir merkezdir. Daha doğru bir deyişle gönül “Tanrı Evi”dir. Bütün dinlerde, bütün öğretilerde hatta insanlık tarihinin tümünde “Gönlü temiz tutmak” kavramı yer almıştır. Kin, kıskançlık, kibir, öfke, aşırı hırs, madde tutkusu, bedeni ihtiyaçlara gereğinden fazla düşkünlük ve benzerleri gönlün içinde ya da önünde bir perdedir.  “Gönül kiri/pası” olarak da tanımlanan bu kavramlar gönlü katılaştırır, akıl yolundan saptırır ve insanı Tanrıdan uzaklaştırır.

    Gönül aşkın, sırların, hikmetin merkezi olarak da tanımlanır. Can gözü gönüldedir!. Tanrı’yı, sevgiyi, dostluğu, bilgiyi gönülden benimseyen insan manen yücelir ve davranışı, “Gönüllere girmek” ya da “Gönül almak” gibi sözcüklerle tanımlanır.

    Gönlümüzü yönlendirmek isteyen hatta taarruz eden maddi hırslardan, aklımızı kullanarak, doğru düşünerek uzak tuttuğumuzda “Tanrı”yı tüm duygularımızla hissederiz. Sabahın dingin sessizliğinde ya da bir doğa manzarasının sarhoş edici güzelliği karşısında insanın gönülden şükretmesi olağanüstü bir duygudur. İşte zamanın o noktası, arınmış bir gönlün Tanrı ile buluştuğu andır.

    Gönlü temiz tutmak için önce kendimizi tanımamız gerekiyor. Peki ama nasıl?!.

    Düşünmek, sorgulamak, doğru bilgileri iyilik, doğruluk, sevgi ile bütünleştirmek için en kısa yoldur. Bunları akıl süzgecinden geçirip bir kez gönüle kabul ettirirsek hiç bir olumsuz olay ve kişi bizi bu bilgilerden saptıramaz.

    Günümüzde “Hazır yaşam” reçeteleri medyanın, sanal alemin, politikanın, madde dünyasının bizlere sunduğu “Algı Operasyonları” ve “Hızlı Tüketim Furyası”ndan kendimizi kurtardığımız an, önümüzdeki yolu aklın ve gönlün temiz ışığı aydınlatır.

    Yüreğinde sevgiyi, doğruluğu ve iyiliği, aklında bilgi coşkusu ve çalışma prensiplerini benimseyenler toplumda fark yaratırlar. Aklını kullanan her insan, her oluşumun, her duygunun evrende bir şeyleri etkilediğini anladığı, bunun bilincine ulaştığı zaman manen yücelme yolundadır. Bu bilgi, bu anlayış derinliği o kişinin her zaman dikkatli olmasını sağlar. Tüm hareket, söz ve duygularına yön verir ve “Akıl-Gönül Birliği”nin ilk adımlarıdır.

    Topumda “Gönül Beraberliği” olarak tanımlanan pek çok olumlu gelişme bu ilk adımların ardından gelir. Akıl ve gönül birliği içinde olanlar da, her ortamda ve koşulda uyumlu davranış sergilerler. Ancak aklını gönül için kullanan bu iki güç merkezini “Bir” eder. İnsan aklını yönlendirebilir ama gönüle doğrudan söz geçiremez.

    En önemli tuzak egodur. Egosunu yenen, düşüncelerini kontrol eden, aklını ve gönlünü bir edenler çoğaldıkça toplumun huzuru, uyumu, dengesi de sağlanmış demektir. Maddi ve manevi gelişme de toplumsal mutluluğun anahtarıdır.