Makaleler


  • Dilimiz gönlümüzün aynasıdır

    01/02/2018

    Türk toplumu kendine özgü bir anlayış ve yaşam tarzı yapısında eski ile yeniyi, geleneksel ile çağdaşlığı yan yana, iç içe barındırmaktadır. Giyim tarzımızdan mimariye uzanan çok geniş bir alanda geçerliliğini koruyan bu karakteristik yapı, insan ilişkilerimizi, düşünce ve davranışlarımızı yönlendiren kültür değerlerimiz için de aynı ölçüde geçerlidir.

    Bir ulusun bireylerinin umutlu bakışı, ruhsal ve bedensel sağlıkı oluşu, uyumlu iletişim ile başlar. Bu yapı, toplumsal kalkınmaya da hız verir, güç katar.

    İnsan ilişkileri, düşünce ve duyguların gözlerdeki olumlu enerjinin sevgisinin ya da olumsuz enerijinin sevgisizliğinin süzgecinden geçerek başlar. Sonra da sıra dilimizi kullanmamıza gelir. İşin sırrı da, çok bilinen, kullanılan “Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır” deyişinde gizlidir. Dilin gücü, kelimelerin enerjisi düşmanı dost, hastayı iyi, mutsuzu mutlu eder. Konfüçyüs’e “Bir ülkeyi yönetmek için çağrılsanız, ilk iş olarak ne yapardınız?” diye sormuşlar. “Hiç kuşku yok ki, dili gözden geçirerek işe başlardım,” demiş.

    Dil konuşma, anlaşma, düşünce ve kültür oluşturma için vardır. Dil, kusurlu olursa bu saydıklarımın tümü kusurlu olur. Yerine göre dil, kılıçtan keskindir. Kötü niyetle kullanıldığında, karşısındakinin psikolojisini darmadağın eder. İyi niyetle ise, ruha bir zenginlik katmak, neşe ve huzur için bir birdir. Aslında her insan başkaları tarafından övülmek, beğenilmek ister. Başkaları tarafından beğenilmek kendine olan inanç ve güveni artırır.

    Övülmek, en önemli motivasyon ve teşvik kaynağıdır. Bir insana değer vermek, özen göstermek, ona kıymetli olduğunu hissettirmek bir kültürdür, görgüdür ve eğitimdir. Ve bu eğitimi insan ancak kendikendine edinebilir, okulu yoktur. Yolu ise insan olmaktan geçer.

    Nasıl ki eli bol, vermeyi seven insanlar herkes tarafından takdir edilir, sevilir ve saygi görür. İşte, toplumumuzun eksikliğini duyduğu insan modeli hem eli hem dili cömert insan olgusudur. “Merhaba dostum. Nasılsın? Seni gördüm ya, iyi bir gün geçireceğim demektir,” sözleriyle selamladığımız kişi sevdiğimiz ve iyi ilişkiler kurduğumuz kişidir.

    İnsanlar arasındaki iletişimde temel iki yol vardır. Yaşamımızı zenginleştiren uyum yolu ya da yaşamımızı fakirleştiren uyumsuz yol. Kişisel ya da toplum ile olan ilişkilerimizi seçtiğimiz yol üzerinde kurmak zorundayız.

    Dengeli davranan, düşünce ve duygularını denetleyen, dilini övgü-sevgi-uyum yolunda kullanan, empati yapabilen, insanları yargılamadan dost olabilen, başkalarının gözlerine sevgi ile bakabilen, her insanın övülecek özelliğini dile getirebilen, gönül almayı bilen, ben-bana- benim- benimki sözcüklerini lügatından çıkarıp “sen”i sık sık kullanabilen kişiler, topumun manevi ve sosyal gücünü, mutluluk düzeyini yukarıya taşırlar. Bunlar toplumun yapı taşlarıdır.

    Bu tespitlerim “uyum yolu”na bir davetiyedir. Bir çağrıdır. Karşımızdaki kişinin beklentilerine cevap verebildiğimiz oranda, onun bize ters gelen özelliklerine hoşgörü, sevgi ve anlayış ile bakabildiğimiz  ölçüde uyum sağlarız.

    Dilerim ki, kişisel ilişkilerde sürtüşmeyi en aza indiren, kavgaya dönüşmeden sorunları çözebilen, acı yerine mutluluğu, kin ve nefret yerine sevgi ve hoşgörüyü yeğleyebilen bir Türk topumu daha fazla gün yitirmeden yeniden oluşsun.