YENİLİKLERDEN HABERDAR OLUN :

  • Twitter
  • Facebook

Makaleler


  • Birliğimiz Gücümüzdür

    01/12/2014

    Birlik ve beraberlik toplumsal gücü de beraberinde getirir. Bu gücün önündeki ilk engel ise “Ego”dur. İnsan için de en önemli sorun, benliğine yenilmesi, kendi dışındakilerle bir olmayı bilememesi, becerememesidir. Nefsini kontrol edememesidir.

    Pek çok kişi bilir ki, yeryüzündeki ilk cinayet, Habil’in kardeşi Kabil’i kıskanması sonucu işlenmiştir. “Önce ben” demek, kıskançlığın temelini oluşturur. Tüm olumsuz duygu ve düşüncelerin temelinde “Ben” diğer deyişle”Ego” yatar. Başkalarına kızarız, öfkeleniriz, çok rahat eleştiririz de tek kusursuz biz oluruz. Başkalarını değerlendirir, hüküm verir, sınıflandırır ve cephe alırız. Birlikten uzaklaşmak böyle başlar. İnsanı insana düşman yapan, Tanrı’nın isteklerine aykırı davranmasını isteyen şeytanın işi de kolaylaşmış olur.

    Bencilliği yok etmek adına, “Nerede dirlik, orada birlik... Bir mumdan bin mum yanar... Yalnız kuş yuva yapmaz, yalnız taş duvar olmaz...” gibi daha pek çok deyişimiz vardır. Bilge Kağan şöyle seslenir; “Ey Türk Irkı!.. Tutsaksan özgür, yoksulsan varlıklı, çıplaksan giyimli olacaksın. Yeter ki düşmanlarına kanma!.. Yeter ki birliğini bozma!..”

    İnsan sosyal bir varlık olarak toplum içinde yaşar. Yalnız yaşayamaz. Doğası gereği diğer insanlarla iletişim ve etkileşim halindedir. Etki olumlu ise insana ve topluma yararı vardır. Olumsuzluk durumunda zarar kaçınılmazdır. İnsan ilişkileri hoşgörü, saygı, sevgi ve empati ile yürütülürse sağlıklı, huzurlu bireyler ve giderek de aileler, toplumlar ortaya çıkar.

    Birlik ve beraberlik içinde olan toplumlar tüm sorunlarını çözmekte daha başarılıdırlar. Düşünce birliği, gönül birliği, eylem birliği içinde hareket eden toplumların huzur içinde başarılı oldukları, ilerledikleri görülmüştür. Bu değişmez bir tarih gerçeğidir. Birlik içinde olan, hareket eden insanlardan oluşan toplumlar daha sağlıklı gelişmiş, medeniyetler kurmuş, yönetimde adaleti sağlamış ve ezilmemişlerdir. İç ve dış nedenlerle bölünen, parçalanan toplumlar ya da devletler kısa zamanda tarih sahnesinden silinmişlerdir.

    Birlik ve beraberlikten söz edildiğinde “Dil birliği” de göz ardı edilmemelidir. En yalın ifade ile dil, bizi birbirimize anlatan, tanıtan, ulaştıran enerji-duygu-düşünce kanalıdır. Gözdeki enerji dilin gücü ile birleştiğinde insanların anlaşması daha bir kolaydır. Kültürün ve bilginin gelişmesi, gelecek kuşaklara aktarılması dil ile mümkündür. Dil ile sağlanmış olan birikim ve kader birliği yazı ile ebedileşmiştir. Dil bir milletin kültürel değerlerinin baş tacıdır ve yaşayanlarının tamamı tarafından anlaşılmalıdır.

    Bu bağlamda farklılıklarımızın da altını çizmek durumundayım. Farklılıklarımız, asla birlik ve beraberliğimizin önünde engel değildir. İnsan nesli farklı milletler, topluluklar, kavimler içinde yaşayarak; ilimde, bilgide, irfan, marifet ve hayırda birbirine engel değil, destek olmayı öğrenir.

    Farklılık, herhangi bir millete ya da topluma öne çıksın, diğerlerine üstünlük kursun diye verilmemiştir. Birlik ve beraberlik bütünlüğünde hareket etmeden hiç bir aile, şirket, kurum hatta devlet ayakta kalamaz. Kutsal kitabımızda “Hayır işlerinde yarışın,” buyruğu bu gerçeğe ışık tutar.

    Birlik ve beraberlik tekdüzelik, tertiplik de değildir. Aynı ideal etrafında, aynı değerlere saygı duyarak, aynı hedefe yürümektir. Farklılıklara rağmen hoşgörü ile empati kurarak bir olmaktır. Farklılıklarımızı kucaklayarak bir arada olabilmektir. Birbirimizle uğraşmadan, didişmeden, herkesi olduğu gibi kabul ederek, birbirimize destek olarak yaşamaktır.

    Uyum ve huzur içinde yaşamak için acılarda ve sevinçlerde ortak olabilmek, dertlere çare, sorunlara çözüm bulabilmektir. İnsanın kişisel ya da içinde yaşadığı toplumun hayata bakış açısı, günlük yaşam uygulamalarının “İnsancıl Birlik” temelinde gerçekleşmesini oluşturmaktır. Kişisel değerler, aile değerleri, ulusal ve evrensel değerler ayrı birer bütün-anlayış olarak birbirlerine ters düşmemelidir.

    Toplumun ayakta durabilmesi için, beraber yaşamak, öğrenmek, sorunlardan ve  yaşamdan ders almak birinci şarttır. İkincisi, mümkün olan en realist koşullarda birlik tesis etmek ise üçüncü şart ikincinin doğal sonucudur. Kısaca, dirlik içinde yaşamaktır. Dirlik insana ağız tadıdır, huzurdur, yaşama sevincidir, sükunet ve gönül hoşluğudur.

    Maddi ve manevi sıkıntıları, sorunları yığıp biriktirmekle huzura kavuşulmaz. Onları başkaları ile paylaşarak huzur bulur, mutlu oluruz. İşin sırrı birlik ve beraberliktedir. Hatta dünyamızın geleceği de bu iki kelimenin global boyutta topluca uygulanmasına bağlıdır. Aksi durumda, bize yaşadığımız bir dünya kadar bir dünya daha gerekecektir.

    Bu gerçeği öngören iki genç 5 yıl önce, Dublin’de “One Young World – Tek Bir Genç Dünya” adı altında bir konferans düzenlediler. O günden başlayarak, 18-30 yaş arası 1500 genç her yıl buluşuyor, birikimlerini paylaşıyorlar ve dünya liderleri ile tanışma ve tartışma imkanı buluyorlar. Bu oluşumun adını da “Tek Bir Genç Dünya” olarak tanımlıyorlar.

    Ben de birlik, beraberlik ve dirlik içinde bir dünya diliyorum, umut ediyorum ve bütün yüreğimle inanıyorum.