YENİLİKLERDEN HABERDAR OLUN :

  • Twitter
  • Facebook

Makaleler


  • Anılarımdan Süzülenler

    01/04/2014

    Belleğimin gizli köşelerine yerleşmiş bir takım anılar, anektodlar, geçmiş olaylar bazen bir film şeridi gibi geçiverir gözlerimin önünden. Deneyimlerimle bilirim ki, yakın bir gelecekte bir sorunun çözümü için başvuracağım hayat derslerinin sayfaları açılmaktadır önümde.

    Gün gelir, çocukluk yıllarıma gider, babamın bir takım nasihatları ya da baba evimde toplanan büyüklerimizin sohbetlerinden aklımda kalanlar. Gün gelir kendi “Yaşam Okulu”mda sosyal çevremden, iş çevremden tanıdığım dostlarımla paylaştığım günlerin sonunda edindiğim bilgi parçacıklarıdır akıl imbiğimden süzülenler. Ben yaşadıklarımı, gördüklerimi, öğrendiklerimi çeşitli vesilelerle onlara aktarırım, onlar da bana...

    “Oğlum, akıl vermek kolaydır,” derdi babam. “Bilgiçlik taslamak kolaydır, hele bir de karşındaki cahil ise,” derdi. “Başkalarına yardımcı olmayı düşünmek, öğretmen hatta filozof rolü oynamak, insanları islah etmek, terbiye etmek uğruna onlara dil dökmek, Yılmaz’ım bunlar kolaydır,” derdi ve ilave ederdi;

    “İşte sana baba öğüdü, bu tuzağa düşme!. Bu tuzak sana kendinin kusursuz olduğunu düşündürebilir.  Sen ancak başka insanlara, etrafına söylediklerinin, senin felsefenin terbiye ettiği akıllı, güler yüzlü, yardım sever bir insan olarak ortaya çık. Örnek ol. İşte o zaman söylediklerin değer kazanır. Seni canı gönülden dinlerler.

    Babamın bu nasihatlerini hiç unutmadım. Bana yaşamın Tanrı’nın bize verdiği büyük bir lütuf olduğunu ve yaşadıklarımızı olduğu gibi kabul etmemiz gerektiğini de sık sık söylerdi. Bir gün, “Karşına zorluklar çıktığında yılma, önce adını hatırla, Yılmaz!.. Adın gibi de yılmayan biri ol. Otur, düşün, aklını kullan, yapabileceklerini sırala, sonra da dön gönlüne bak!.. İç dünyan ferah mı, yoksa sıkıntılı mı? Bunu sorgula ve olumlu yanıt aldığında işe koyul,” demişti.

    Bunları söyledikten hemen sonra da, “Dilediğin gibi sonuç alırsan keyfini çıkar, tadına doy. İşte bu, mutlu olmaktır!.. Bu mutluluğunu paylaş. Paylaşmak yalnızca vermek değildir. Gönül almak, güler yüzle davranmak da paylaşmaktır. Dilediğin şekilde sonuç alamamışsan, olanı kabullen, direnme, vardır bir hayır diyerek yeni zorlukları aşmak için hazırlıklı ol,” demişti.

    Babamdan düşünmenin gücünü ve yararını genç yaşlarda öğrendim. Hatta çocukluktan delikanlılığa adım attığım dönemlerde. O günlerden bir gün, karşısına oturtup, “Oğlum, Tanrı’nın sana sunduğu nimetlere karşı nankör olma. Beş duyuyu verdiği için şükret. Yaşaman için verdiği yiyeceklere, nefes aldığın havaya, içtiğin suya şükret. Bütün bunların yanında düşünme gücüne şükret. Düşünen insan makbul insandır,” şeklinde konuşmuştu.

    Her genç gibi, babamın bana söylediklerini saygı ile dinliyordum. Anlamaya da çalışıyordum. Ama itiraf etmeliyim ki, gerçek anlamlarını, önemini ve ne kadar değerli oldularını ancak yaşam yolculuğumda idrak edebildim.

    Nur içinde yatsın, keşke babamla çok daha fazla birlikte olabilseydim, hem onun tavsiyelerinden çok daha bilgi ve görgüyü dağarcığıma katar hem de sevgi dolu günleri çok daha fazla paylaşabilirdim.

    Yaşadığım sürece çok insan tanıdım. Toplumun her kesiminden ahbabım, dostum oldu. Ben onları sevdim, sanıyorum onlar da beni sevdi. Bu sevgi ve saygı dostluklarında benim için çok özel bir yeri olan isim, Vehbi Koç’tur. Kendisiyle sık sık görüşür, tecrübelerinden yararlanmak için hiç bir fırsatı kaçırmazdım.

    Vehbi Koç’un eğer keyfi yerinde ise, sohbetine doyum olmazdı. Yine bir yemek sonrası, kahvelerimizi yudumlarken, kendisine bir soru yönelttim;

    “Sayın Koç, büyük bir yaşam tecrübesi, ticari başarı hazinesi ve insan ilişkisi zenginliği yaşıyorsunuz. Size her zaman saygı  duydum. İzninizle, hikmet sahibi olmak, irademizi kullanarak huzur içinde yaşamak mümkün müdür, diye sorsam bana neler önerirdiniz,” dedim.

    Durdu, gülümsedi. Rahmetlinin kendine özgü, zekasını yansıtan bir gülümsemesi vardı. Yüzüne de çok yakışırdı. Konuşmasına başlamadan hemen bir kağıt, kalem getirdim. Böyle bir fırsatı iyi bir şekilde değerlendirmeliydim. Kayda almasam, ileride kendimi affetmeyeceğimi düşündüm.

    “Bak Yılmaz,” dedi. “Yaşamda hikmet sahibi olmak istiyorsak, olan ve olmayanlardan sürekli hoşnut olmalıyız. Bizim irademizin başladığı ve bittiği noktada, Tanrı’nın iradesini unutmamak gerek. Hoşnut olmak insana çok şey kazandırır. Gerilime girmez, enerji kaybetmez, aklını ve duygularını rahatlıkla yönlendirir.

    Üzüntüsüz ve endişesiz yaşarsan insan ilişkileri doğal düzeyinde devam eder. Aile içi ilişkilerinde, sosyal ilişkilerinde, komşu, akraba, yöneten ve yönetilen olarak huzurla yaşarsın. Hikmet sahibi olmak, olayların ve insanların geri planda bilmediğimiz bir hayrın olduğuna inanmaktır.

    İnsanların iki ayrı hareket tarzı, ruh hali vardır. Bunlar ‘Eşref saati’ ve af buyur ‘Eşek saati’dir. Eşref saatinde değillerse sabırla beklemek, susmak gerek. En zor anında, en sıkıntılı maddi ya da manevi sorunun içinde çok içtenlikle Allah’a yönelmek, dua etmek de hikmet yoludur,” demiş ve susmuştu.

    Dikkatle dinlemiş ve çok etkilenmiştim. Söylediklerini ertesi gün de bir kaç kez okudum, üzerinde düşündüm. Sonunda da, bu bilgiyi kendime mal etmeye ve yaşam koçum olarak kabul etmeye karar verdim

    Futbolumuzun unutulmaz en büyük yıldızlarından bir olan rahmetli Lefter’inde aramızda olduğu bir öğle yemeği sohbetindeydik. Masadaki dostlarımızdan biri, “Lefter, o kadar top oynadın. Ölesiye sevildin. Fakat zaman zaman da, rakip taraftarlardan aleyhine tezahurat hatta küfürlere muhattap oldun. Hiç etkilenmedin mi?” diye sordu.

    Lefter, kısa bir yanıt verdi, unutulacak gibi değildir. “Üstad, taş var ya taş ya da kaya ya da dağ parçası... Git bir taşa küfür et!.. Bağır, çağır!.. Taş seni duyar mı?.. Hiç oralı olmaz. Çünkü duymaz. Sen de maç esnasında o taş gibi ol. Taş rolünü oyna. Taşı taklit et. Küfürleri duyma!.. Bunlar, bana bir büyüğümden kalan nasihatlerdir. Hep aklımda tutmuşumdur, kendisini de hayırla yad etmişimdir,” diyerek cevapladı.

    İşte, yaşam serüvenimde bana yol gösteren ve anılarımdan süzülen bu bir kaç küçük parçacığı sizlerle paylaşırken, artık aramızda olmayan üç değerli insanı da hayırla yad ederim.