Makaleler


  • Dinlemeyi bilmek bilgeliktir

    01/04/2018

    İnsanlık, günümüz “uygar topum” düzeyine çok çalışarak, engelleri aşarak, alın teri dökerek gelmiştir. Taş devri insanından uzayda gezinen insana varan bir hikayenin de özetidir uygarlık. Çok çalışmak, engelleri aşmak yanında, başkaları ile iyi geçinerek, anlayış ve hoşgörü çizgisinde birbiriyle konuşarak, birbirini dinleyerek, bilgi ve tecrübelerinden karşılıklı olarak yararlanarak gelindiğini de unutmamanız gerekiyor.

    Gelişme kültürünün, sosyal ilişkiler dengesinin ilk adımı konuşmak ya da dinlemektir. O andaki sosyal tablo ve ortama uygun olanı seçmek gerekir. Bu bir anlamda “fikir alış verişi”dir. Bedensel ve düşünsel çalışmalarda da birbirini anlamak, destek olmak, birlik içinde sonuç alabilmek için konuşmanın ve dinlemenin öneminin altını çizmek gerekir.

    Sık sık duyarız; ağzı olan konuşuyor… Ancak dinlemekten nadiren söz edilir. Çevremi sıkça gözlemlerim, sosyal birlikleliklerde üç, beş kişi bir araya geldiğinde, içlerinden biri sözü ele alır ve susmadan devam eder. Böyle bir davranış her şeyden önce bir saygısızlık göstergesidir. Ünlü Amerikalı iletişim-insani ilişkiler uzmanı Dale Carnegi’nin “Dinlemek gösterebileceğiniz nezaketlerin en büyüğüdür,” sözleri bu konudaki en önemli tanığımdır diyebilirim sanıyorum.

    Oysa devamlı konuşan insanlar düşünmeyi mecburen ıskalarlar. Konuşmaktan düşünmeye vakit bulamazlar. Hem konuşan hem dinleyenler ise düşünmekten yana şanslıdırlar. İnsan, bilgi aldıkça, yeni şeyler öğrendikçe bunu paylaşmak ister. Bilmenin doğal sonucu olarak da konuşur. Bilginin paylaşılmasında konuşmanın olduğu kadar dinlemin de ne denli önemli olduğunu aklımızdan çıkarmayalım.

    İnsan olarak bizden beklenen, aklı kullanarak, iyiyi ve doğruyu, insanlığın yararına düşünmek ve bunları başkaları ile paylaşmaktır. Onların da benzeri ya da farklı konularda düşünceleri varsa dinlemek, anlamak ve birlikte daha iyi, daha yararlı düşünceler ve çözümler üretmektir.

    Biz topum olarak çoğunlukla konuşmayı severiz. “Dinlemek” nedense çoğumuza zor gelir. Öylesine ki, biri konuştuğunda, “şu adam sussa da ben konuşsam,” diyenimiz azımsanmayacak kadar çoktur. Dinlemek ilişkilerimizin can damarıdır. Konuşmaktan da zordur. Konuşurken aklımızda olanları, bildiklerimizi, düşündüklerimizi hatta yaptı isek hazırladığımız metinleri aktarırız. Dinlerken ise kendimizi düşüncelerimizden, zihin fısıltılarından uzak tutup yalnızca söylenenler üzerine yoğunlaşmamız gerekir.

    Konuşmaya tam olarak odaklanmak zorundayız. Dinlemek sadece ses dalgalarının kulaklar tarafından algılanması değildir. Konuşmaya etkin bir katılış, konuşulanı anlama gayretidir. Bir dakikada 125 kelime söyleyebiliyoruz, der bilimsel tespitler. Buna karşın dakikada 400 kelime düşünebiliyoruz. Bu nedenle dinlerken, kolaylıkla kendi dünyamızın esiri oluveririz. Konuşmadan kopar gideriz. Yeniden dinleme ortamına döndüğümüzde ise konuşulanların gerisinde kaldığımızı görürüz. O andan itibaren de söylenenleri anlamakta çok zorlanırız.

    Uygarlık, insanların birbirlerine el uzatmaları, tecrübelerinden yararlanmaları, akıl yürütmeleri, fikir alış verişleri sonucunda aslında birbirlerini dinleyerek ve konuşarak beligin bir düzeye erişmiştir. Konuşmak, düşüncenin bulduğu, aklın onayladığı, gönlün süzgecinden geçen, iyiliğe, sevgiye ve bilime ters düşmeyen, onayını alan sözlerin dudaklarımızın arasından dışarıya çıkmasıdır.

    Dinlemek ise dinleyenin bilgilerine artı değerler katan, olumlu sözcükleri dikkatle düşünce süzgecinden geçirip, kişinin giderek topumun kültür ve bilgi hazinesini zenginleştirmektir.

    Kısaca değindiğim bu insani gerçeklerden yola çıkarak kolayca diyebilirim ki, konuşmayı ve dinlemeyi bilmek bilgeliktir.