Makaleler


  • Dünyamızın Sabrı Tükeniyor

    01/06/2017

    Ünlü bilim adamı fizikçi Stephen Hawking, 2015 yılından bu yana “İnsanlığın dünyadan ayrılması gerektiğini” sık sık yineliyor. Yeni yayınlanan bir BBC belgeselinde bir kez daha bu konuya dikkati çekip, insanlığın dünyadaki vaktinin giderek kısaldığını söylerken, “Önümüzdeki 100 yıl içinde tehlike büyük. İklim değişikliği, asteroid çarpması, aşırı nüfus artışı gibi tehditler insanlığı yok olmaya sürükler,” dedi.

    Görünen o ki, ilk sırada iklim değişikliği var. Zaten bilimsel kaynaklardan edinilen bilgilerde, bazı bilim insanlarının tespitlerinden söz edilir; Grenoble Üniversitesi Öğretim Üyesi Jean- Pierre Dedieu’ya göre, sera etkisi sonucunda bu sene karbon dioksit salınımı milyonda 400 seviyesine ulaştı. Bu son üç milyon yılda görülen en yüksek rakam!. Yine aynı üniversiteden Fanny Brun, “Son on yılda Himalayalar’daki büyük buz kütleleri eridi. 1993 yılından beri okyanuslarda su seviyesi her sene ortalama 3.3 mm yükseliyor,” saptamasında bulunuyor.

    REC- Orta ve Doğu Avrupa Bölgesel Çevre Merkezi Türkiye Ofisi, “A’dan Z’ye İklim Değişikliği” adı altında bir rapor yayımladı. Bu raporun ana başlığının hemen altına da “ÇOK GEÇ KALMADAN HAREKETE GEÇMEK İSTEYENLER İÇİN” başlığını koydu. Oldukça düşündürücü ve manidar bir başlık sanırım!!.

    Bu raporun kapsamında Precis Model sonuçları çalışma rakamları da oldukça ilgi çekici:

    Türkiye’de, 1961 – 1990 ortalamalarına göre, 2071 – 2100 yılları döneminde beklenen değişiklikler, sıcaklıklar kıyılar dışında 5-6 derece artacak. Yağış ortalama yüzde 40 azalacak. Kar kalınlıklarında Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu dağlarında 300 mm. ye varan azalmalar görülecek.

    Yukarıdaki örneklerden gördüğümüz kadarıyla, bilim dünyası bizi uyarıyor. Geleceğin nasıl olacağına daha doğrusu pek iç açıcı olmayacağına ışık tutuyor. 2014 yılı Temmuz ayında aynı köşede yer alan “Tüketerek yok olacağız” başlıklı yazımda, konuya değinerek düşüncelerimi ve tezlerimi ortaya koyarken, “Sürdürülebilir kalkınma, ekonomik kalkınma, sürdürülebilir ekolojik yapılanma gibi yeni kavramlar gündemimizde. Ben, tüm bu kavramları harmanlayıp bütünleştiriyorum, ‘Dünya sürdürülebilir mi?’ sorusunu gündeme taşıyorum.

    Doğanın sunduğundan daha fazlasını tüketiyor, doğal kaynak stoklarını yok ediyoruz. Neticede, tüm bu kavramlar ‘sürdürülebilir’ tanımlanması ile ifade edilmelerine rağmen SÜRDÜRÜLEMEYECEK. Çünkü doğa ve dünya tükeniyor. Doğayı ele alış şeklimizi, onu kullanım tarzımızı, hızlıca tüketmemizi Everest tepesinden yuvarladığımız küçücük bir kar topuna benzetiyorum. TOP, yaşadığımız yılların tüketim anlayışıdır. Yuvarlandıkça büyüyecek, büyüdükçe önüne geleni yutacaktır,” yazmıştım ve devamında da, “Dünyanın ve medeniyetlerin sonu mu gelmektedir? Bindiğimiz dalı bu şekilde kesmeye devam edersek, sorunun cevabı EVET’tir. Doğadan yararlanmakta ayağımızı yorganımıza göre uzatmazsak ya da haddimizi bilmezsek sorunun cevabı EVET’tir,” demiş ve de olumsuz anlamda “EVET”leri sıralamıştım.

    Değişen bir şey olmadığını bugün de üzülerek görmekteyim. “Tüketim özgürlüktür,” deniliyor. “Tüketin!. Marka ürünler kullanın ki, kişiliğinizi kanıtlamış olur ve sosyalleşmede daha başarılı olursunuz!.” deniliyor. “Tükettikçe kişiliğiniz yücelecek, daha çok tanınacaksınız!.” algısı dört bir koldan insanlığa sunuluyor.

    Bu gidişe, bu çılgınlığa DUR demek zorundayız. Çok geç olmadan!. Çünkü zaman hızla gelip geçiyor.

    Özellikle gençlerimizin, bu gibi düşünce kalıplarını ve telkin unsurlarını iyice düşünüp akıl terazilerinde tartmalarını öneriyorum. Elime geçen her fırsatta, sosyal ilişkilerimde, televizyon konuşmalarımda, yazılarımda, sohbetlerimde bıkmadan, usanmadan konuyu gündeme getirmeye ve gündemde tutmaya gayret ediyorum.

    Tüketim çılgınlığına son verebilmek adına, dünyanın ve Türkiye’nin öncelikli sorunu doğanın korunmasıdır. Doğanın korunması demek geleceğimizin, çocuklarımızın hatta torunlarımızın korunması  demektir. Bilimin ve bilim insanlarının yaptığı uyarıları her zamankinden daha çok ciddiye almak zorundayız artık. Dünyamızı ve doğayı sevmek, ona verilen zararlarla ve o zararı verenlerle mücadele konusunda çaba sarf etmek bir insanlık görevidir.

    Şunu çok iyi bilmeliyiz ki, bilim gerçeklerin farkına varmamız için uyarıyor bizi. Gelecek hala bizim elimizde. Yapacaklarımız ya da yapamayacaklarımız ışığında ya birlikte var olacağız ya da birlikte yok olacağız!..